11 Aralık 2009 Cuma
7 Aralık 2009 Pazartesi
Geyik şiiri Almanca'dan sonra Bulgarca'ya da çevrildi
Ахмет АДА
GEYİK
Ağrıyan bir yanım deniz hâlâ
Ölü suları bırakıp da geldim
Kim bilir lodosçudur soykütüğüm
Kollarımı iki yana açsam
İki kadırga direği öyle sessiz
Öyle uğultulu gece gündüz
Toprak sahipleri topraklarındaydı hâlâ
Kente lodos kapısından girdim
Yanımda beyaz bir geyik
Kimse bir geyikle geldiğime inanmadı
Ne patlak gözlü bankerler
Ne karanlık koridorların mübaşirleri
Hiç soran olmadı deniz halkını,
Parsı, bin türlü balığı, şimşeğin kılıcını,
Kör savaşta ölenleri, kürekçileri,
Tüketilen denizi, şarap rengi göğü,
Hiç mi hiç soran olmadı.
Bütün gün caddelerde yürüdüm,
Bakıp geçtiler kayıtsız biçimde
Savaşlardan kurtardığım geyiğe
-
Ахмет АДА
Елен
(превела Кадрие Джесур)
Море си остава една боляща част у мене
Загърбих мъртвите вълнения и тъй се явих
Южняшко е явно родословното ми дърво
Разтворя ли ръце настрани- две греди
На стихнала галера
Тътнещи денем и нощем безспир
В земята си бяха все още стопаните
От дверите на южняка пристъпих в града
Водех бял елен със себе си
Ала никой не повярва, че пристигам така
Ни банкерите ококорени,
Ни приставите в коридорната тъмнина
За народа на морето- никой нищо не пита
За леопарда, хилядите риби и меча на мълнията,
За гребците и погиналите в сляпата война,
За морето изчерпано, за небето с цвят на вино
Никой нищичко не попита
Цял ден по улиците на града бродих
Погледнаха безучастно и подминаха
Елена, който през войните бях спасил
Bilgarca’ya çeviren : Kadriye Cesur
GEYİK
Ağrıyan bir yanım deniz hâlâ
Ölü suları bırakıp da geldim
Kim bilir lodosçudur soykütüğüm
Kollarımı iki yana açsam
İki kadırga direği öyle sessiz
Öyle uğultulu gece gündüz
Toprak sahipleri topraklarındaydı hâlâ
Kente lodos kapısından girdim
Yanımda beyaz bir geyik
Kimse bir geyikle geldiğime inanmadı
Ne patlak gözlü bankerler
Ne karanlık koridorların mübaşirleri
Hiç soran olmadı deniz halkını,
Parsı, bin türlü balığı, şimşeğin kılıcını,
Kör savaşta ölenleri, kürekçileri,
Tüketilen denizi, şarap rengi göğü,
Hiç mi hiç soran olmadı.
Bütün gün caddelerde yürüdüm,
Bakıp geçtiler kayıtsız biçimde
Savaşlardan kurtardığım geyiğe
-
Ахмет АДА
Елен
(превела Кадрие Джесур)
Море си остава една боляща част у мене
Загърбих мъртвите вълнения и тъй се явих
Южняшко е явно родословното ми дърво
Разтворя ли ръце настрани- две греди
На стихнала галера
Тътнещи денем и нощем безспир
В земята си бяха все още стопаните
От дверите на южняка пристъпих в града
Водех бял елен със себе си
Ала никой не повярва, че пристигам така
Ни банкерите ококорени,
Ни приставите в коридорната тъмнина
За народа на морето- никой нищо не пита
За леопарда, хилядите риби и меча на мълнията,
За гребците и погиналите в сляпата война,
За морето изчерпано, за небето с цвят на вино
Никой нищичко не попита
Цял ден по улиците на града бродих
Погледнаха безучастно и подминаха
Елена, който през войните бях спасил
Bilgarca’ya çeviren : Kadriye Cesur
22 Kasım 2009 Pazar
Geyik şiirinin Almancası
Der Hirsch
Eine meiner schmerzenden Stellen ist das Meer noch immer
Tote Wasser habe ich zurückgelassen als ich kam
Wer weiß, vielleicht ist ja Südwestwindler mein Stammbuch
Breitete ich meine Arme nach beiden Seiten aus
Ähnelten sie zwei Galeerenmasten, ganz so schweigsam
Ganz so brausend Tag und Nacht
Die Landbesitzer lebten auf ihrem Land noch immer
Durch das Südwestwind Tor betrat ich die Stadt
Mit einem weißen Hirsch an meiner Seite
Dass ich mit einem weißen Hirsch kam, wollte niemand glauben
Weder die glotzäugigen Bankiers
Noch die Gerichtsdiener der dunklen Flure
Keiner fragte nach dem Menschen am Meer
Nach dem Panther, den tausend Fischen, dem Schwert des Blitzes
Nach den Toten, die in blinden Kriege starben, nach den Ruderern,
Nach dem verbrauchten Meer, dem weinroten Himmel
Nicht einer fragte nach ihnen
Den ganzen Tag lief ich durch die Straßen,
Sie liefen vorbei in ihrer gleichgültigen Art
An dem Hirschen, den ich bewahrte vor Kriegen
AHMET ADA
Çeviri : Danyal Nacarlı
Hamburg, 21.11.2009
Eine meiner schmerzenden Stellen ist das Meer noch immer
Tote Wasser habe ich zurückgelassen als ich kam
Wer weiß, vielleicht ist ja Südwestwindler mein Stammbuch
Breitete ich meine Arme nach beiden Seiten aus
Ähnelten sie zwei Galeerenmasten, ganz so schweigsam
Ganz so brausend Tag und Nacht
Die Landbesitzer lebten auf ihrem Land noch immer
Durch das Südwestwind Tor betrat ich die Stadt
Mit einem weißen Hirsch an meiner Seite
Dass ich mit einem weißen Hirsch kam, wollte niemand glauben
Weder die glotzäugigen Bankiers
Noch die Gerichtsdiener der dunklen Flure
Keiner fragte nach dem Menschen am Meer
Nach dem Panther, den tausend Fischen, dem Schwert des Blitzes
Nach den Toten, die in blinden Kriege starben, nach den Ruderern,
Nach dem verbrauchten Meer, dem weinroten Himmel
Nicht einer fragte nach ihnen
Den ganzen Tag lief ich durch die Straßen,
Sie liefen vorbei in ihrer gleichgültigen Art
An dem Hirschen, den ich bewahrte vor Kriegen
AHMET ADA
Çeviri : Danyal Nacarlı
Hamburg, 21.11.2009
23 Ekim 2009 Cuma
Çayırkuşuna Gazel. İngilizceye çeviren:Baki Yiğit
Ahmet Ada
Translated by Baki Yiğit
ODE TO MEADOWLARK
- to Muammer Ketencoğlu
Is it Manolis Hiotis coming with his lifeline bouzouki on his shoulder,
And bringing together the winter and his agonies, a summer merriment in his heart
It rains for days, there remain blond women,
Childrens’ laughter and the silver of waters.
Faded cloves on the collar of streets,
Word is falling, labor is stolen, Kavuras' sudden death
Manolis is making fun of his agonies with his mother-of-pearl inladed fury,
Quiet appearances of tempered loves before windows
This is us making a rose go with sisters’ hair,
A few meadowlarks flying open from children’s hair
(Vinyl Record Odes, 1995)
çayırkuşu’na gazel
- Muammer Ketencoğlu’na
Manolis Hiotis midir gelen omzunda can suyu buzukisi,
Acılarıyla buluşturuyor kışı, yüreğinde yaz cümbüşü
Yağmurlar yağıyor günlerce sarışın kadınlarla,
Çocukların gülüşü kalıyor bir de suların gümüşü
Sokakların yakasında soldurulmuş karanfiller,
Söz düşüyor, emek çalınmış, birdenbire Kavuras’ın ölüşü
Acılarıyla alay ediyor Manolis sedef kakmalı öfkesiyle,
Menevişli sevdaların usulca pencere önlerine çıkışı
Biz buyuz işte, gülü yakıştıran ablaların saçlarına,
Çocukların saçlarından fırlayan birkaç çayırkuşu
(Taş Plak Gazelleri, 1995)
Translated by Baki Yiğit
ODE TO MEADOWLARK
- to Muammer Ketencoğlu
Is it Manolis Hiotis coming with his lifeline bouzouki on his shoulder,
And bringing together the winter and his agonies, a summer merriment in his heart
It rains for days, there remain blond women,
Childrens’ laughter and the silver of waters.
Faded cloves on the collar of streets,
Word is falling, labor is stolen, Kavuras' sudden death
Manolis is making fun of his agonies with his mother-of-pearl inladed fury,
Quiet appearances of tempered loves before windows
This is us making a rose go with sisters’ hair,
A few meadowlarks flying open from children’s hair
(Vinyl Record Odes, 1995)
çayırkuşu’na gazel
- Muammer Ketencoğlu’na
Manolis Hiotis midir gelen omzunda can suyu buzukisi,
Acılarıyla buluşturuyor kışı, yüreğinde yaz cümbüşü
Yağmurlar yağıyor günlerce sarışın kadınlarla,
Çocukların gülüşü kalıyor bir de suların gümüşü
Sokakların yakasında soldurulmuş karanfiller,
Söz düşüyor, emek çalınmış, birdenbire Kavuras’ın ölüşü
Acılarıyla alay ediyor Manolis sedef kakmalı öfkesiyle,
Menevişli sevdaların usulca pencere önlerine çıkışı
Biz buyuz işte, gülü yakıştıran ablaların saçlarına,
Çocukların saçlarından fırlayan birkaç çayırkuşu
(Taş Plak Gazelleri, 1995)
19 Ekim 2009 Pazartesi
GEYİK
GEYİK
Ağrıyan bir yanım deniz hâlâ
Ölü suları bırakıp da geldim
Kim bilir lodosçudur soykütüğüm
Kollarımı iki yana açsam
İki kadırga direği öyle sessiz
Öyle uğultulu gece gündüz
Toprak sahipleri topraklarındaydı hâlâ
Kente lodos kapısından girdim
Yanımda beyaz bir geyik
Kimse bir geyikle geldiğime inanmadı
Ne patlak gözlü bankerler
Ne karanlık koridorların mübaşirleri
Hiç soran olmadı deniz halkını,
Parsı, bin türlü balığı, şimşeğin kılıcını,
Kör savaşta ölenleri, kürekçileri,
Tüketilen denizi, şarap rengi göğü,
Hiç mi hiç soran olmadı.
Bütün gün caddelerde yürüdüm,
Bakıp geçtiler kayıtsız biçimde
Savaşlardan kurtardığım geyiğe
AHMET ADA
denizsuyukâsesi,
emmuz-ağustos-eylül 2009,
sayı :39
Ağrıyan bir yanım deniz hâlâ
Ölü suları bırakıp da geldim
Kim bilir lodosçudur soykütüğüm
Kollarımı iki yana açsam
İki kadırga direği öyle sessiz
Öyle uğultulu gece gündüz
Toprak sahipleri topraklarındaydı hâlâ
Kente lodos kapısından girdim
Yanımda beyaz bir geyik
Kimse bir geyikle geldiğime inanmadı
Ne patlak gözlü bankerler
Ne karanlık koridorların mübaşirleri
Hiç soran olmadı deniz halkını,
Parsı, bin türlü balığı, şimşeğin kılıcını,
Kör savaşta ölenleri, kürekçileri,
Tüketilen denizi, şarap rengi göğü,
Hiç mi hiç soran olmadı.
Bütün gün caddelerde yürüdüm,
Bakıp geçtiler kayıtsız biçimde
Savaşlardan kurtardığım geyiğe
AHMET ADA
denizsuyukâsesi,
emmuz-ağustos-eylül 2009,
sayı :39
17 Ekim 2009 Cumartesi
12 Ekim 2009 Pazartesi
Balkon (Türkçe - İngilizce)
Ahmet Ada
Translated by Baki Yiğit
THE BALCONY
This balcony, the home of poetry overlooking the sea,
The place where I talk to myself,
The narrow space in which I go after a poem
With the hay of words untill dawn.
How have I been breathing this air for so many years?
My water-like life flies
Through celestial images.
This balcony, abundance of stars at nights,
And their short hornpipe over rivers.
It’s blissful with evening primroses
Whenever doves fly long
Off the opposite roof.
This balcony, a time-out world.
Balkon
Bu balkon, deniz gören şiirin yurdu,
Konuştuğum yer kendi kendime
Gün ağarana dek sözcüklerin samanıyla
Şiir kovaladığım dar mekân
Nasıl soludum onca yıl bu havayı?
Su gibi bir şey akıp gider
Ömrüm göksel imgelerden
Bu balkon geceleri yıldız bolluğu
Kısa çalgısı ırmakların üstünde
Güvercinler uçmayagörsün uzun
Uzun karşı damdan açıklara
Keyiflidir o zaman gecesefalarıyla
Bu balkon, zaman dışı dünya
Translated by Baki Yiğit
THE BALCONY
This balcony, the home of poetry overlooking the sea,
The place where I talk to myself,
The narrow space in which I go after a poem
With the hay of words untill dawn.
How have I been breathing this air for so many years?
My water-like life flies
Through celestial images.
This balcony, abundance of stars at nights,
And their short hornpipe over rivers.
It’s blissful with evening primroses
Whenever doves fly long
Off the opposite roof.
This balcony, a time-out world.
Balkon
Bu balkon, deniz gören şiirin yurdu,
Konuştuğum yer kendi kendime
Gün ağarana dek sözcüklerin samanıyla
Şiir kovaladığım dar mekân
Nasıl soludum onca yıl bu havayı?
Su gibi bir şey akıp gider
Ömrüm göksel imgelerden
Bu balkon geceleri yıldız bolluğu
Kısa çalgısı ırmakların üstünde
Güvercinler uçmayagörsün uzun
Uzun karşı damdan açıklara
Keyiflidir o zaman gecesefalarıyla
Bu balkon, zaman dışı dünya
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
